Haberler


Levent Seğmen'in yazısı bir hayli ilgi gördü...
  • Yorumlar: 0
  • 14 Ağustos 2009 00:00
  • Haber kategori: Çayyolu
  • Ekleyen:
  • Ziyaretler: 1509
  • Son Güncelleme: -/-
  • (Güncel Beğeni 0.0/5 Yıldızlar) Toplam Oylar: 0

Levent Seğmen'in yazısı bir hayli ilgi gördü...

0 0

Levent Bey Yazınızı gözyaşlarıyla okudum. Biz onbir yıl Manavgat'ın küçük bir beldesinde kır ortasında bir evde yaşadıktan sonra 16 ocak'ta yeniden Ankara'ya Çayyolu'na taşındık. Orada kaplumbağaların hayatıyla fazlasıyla içli dışlı oldum. Onları anız yangınlarından kurtarıp evimizin bahçesine getirdim, çiftleştiler, çoğaldılar hayatımızın bir parçası oldular. Fakat buraya getirmem onları toprakla bütünleşmiş hayatlarından koparmam mümkün değildi evimizi satın alanlar da hayvan dostları kişilerdi bu nedenle kış uykusunda bıraktık geldik. Hala düşlerime giriyorlar. Kaplumbağalarla böylesine yakın yaşarken onların hayatına ilişkin gözlemlerimi, yazı ve öykülerimi, çektiğim fotoğrafları bir  internet blogunda toparladım. Başkalarına da faydası olması düşüncesiyle... İnanılmaz bilge yaratıklar çok çabuk evcilleşiyorlar. herşeyin farkındalar. 

İnternet günlüğümün adresi: http://kaplumbaga.blogcu.com/

ziyaret ederseniz sevinirim.

Şule Türel
Sosyolog-Şair

NoT: Tuba Gök'ün e-mail adresini bulamadım bu iletimi kendisine iletirseniz sevinirim.

DOSTUM KAPLUMBAĞALAR
 
2001 yılı mart ayının sonlarıydı, evimin çevresinde dolaşırken iki kara kaplumbağasına rastladım. Onları bahçemize getirdim. Çok kısa bir süre sonra evcilleştiler. Ev halkını yabancılardan ayırdeder oldular. Hep yavaşlığıyla tanıdığımız bu canlıların gerçekte hiç de sanıldığı kadar yavaş olmadıklarını ben de bu birlikte yaşam sonucu öğrenmiş oldum. Bazen birkaç dakika içinde onları gözden kaybedebiliyorsunuz; ayrıca çok meraklı ve de azimliler. Her yerin ve her şeyin sanki bir şekilde haritasını çıkarıyor; değişiklikleri hemen fark edebiliyorlar. 
 
Kaplumbağalarımız (Coco ve Dino), o yıl nisan mayıs aylarında bahçemizin çeşitli yerlerini kazarak yumurtladılar. Bu; bizler için çok heyecanlı bir bekleyişin de başlangıcı oldu. Ben de bu süreç içinde doğal hayatla ilgilenen pek çok kurum, kuruluş ve dernekle iletişim kurmaya çalıştım. Kara  kaplumbağaları ile ilgili bilgi edinmek için...
 
Özellikle kaç günde yumurtadan çıkacaklarını çok merak ediyorduk. Bu konuda başvurduğum yerlerden doğrusu beni tam aydınlatan bilgiler edinemedim. Ancak 2-3 ay kadar beklememiz gerektiğinde bir ortak görüşe ulaşmıştık. Öte yandan kara kaplumbağalarının Birleşmiş Milletlerce korunma altına alınan canlılar arasında olduğunu da öğrendik. Bu çok değerli bir bilgiydi çünkü her yıl çevremizde belki de onlarca kaplumbağa yok olup gitmekteydi. Tarla sürerken, ilaçlamalarla, anız ve orman yangınlarıyla ve de trafik kazalarıyla... 
 
Evet trafik kazalarıyla... Hepimiz kara yolunda yolculuk yaparken en az bir kez kaplumbağa ile karşılaşmışızdır. Dedim ya çok meraklılar diye...  Ne yapıp ederler bir yolu hatta otoyolu geçmeye çalışırlar. Ya fark eder direksiyon kırarsınız, ya durup bir kenara çekersiniz, ya da.... (!)
        
Gelelim bizim kaplumbağalara... 2001 yılı ağustos ayının 19 u ile 25 i arasında bahçemizin çeşitli yerlerinden minik kaplumbağalar çıkmaya başladı. Olağanüstü bir şey! Bir kameram olmaması ne kadar kötü... Hem çiftleşme ve yumurtlamayı hem de yumurtadan çıkışı en yakın pozisyondan görüntüleme şansına sahipken... Kameram olmadığı için fotoğrafla yetinmek zorunda kaldım. Ve böylece bir kaplumbağa albümüm oldu. Yumurtadan 4 cm büyüklüğünde çıkan  kaplumbebeklerim bir yıl içinde 6 cm, ikinci yıl 10 cm e eriştiler. Şimdilerde bazıları 12-15 cm boyunda. Bahçemizin kendilerine ayrılmış güvenli bir bölgesinde yaşamaktalar. Minik kaplumbağaların bir kısmını güvenli bir yeşil alana bıraktım. Halen 14 bebek kaplumbağamız var. 4 tanesi üç yaşında 10 tanesi ise dört yaşında... Onlarla ilgili gözlemlerimi not ediyorum. Bu konu ile ilgilenenler olursa bilgilerimi paylaşmak için.... Coco ve Dino bahçede peşimden dolaşıyor elimden yeşillik yiyor. Bilseniz ne kadar hoş bir dostluk bu...

Ve geçen yaz başında ilginç bir şey oldu. Sıcak bir öğleden sonra bahçemizin dışına sarkan yoğun hanım elleri dallarına tutunarak tırmanmaya çalışan bir kaplumbağa daha buldum (kaplumbağalar tırmanamaz diye düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz). Sanki bahçemize sığınmak ister gibi gelmiş evimizi bulmuş. Onu da bahçeye adım. Hiç yabancılık çekmeden bu koloniye karıştı. Kavgasız gürültüsüz bir yaşamları var kaplumbağaların. Ölçülü saygılı ve bilgece...
 
Bu blogda kaplumbağaların yaşantısıyla ilgili gözlemlerimi çok ayrıntılı olarak paylaşmayı düşünüyorum.
 
Ve aradan uzun zaman geçti, yazlar, kışlar...  küçük kaplumbağaların altı tanesini  iki yıl önce kış uykusundayken bahçemize giren bir kemirgen yedi. sekiz tanesini kurtardım bahar gelip de kaplumbağalar uykudan uyanınca  İkisini bahçede alıkoyarak diğerlerini güvenli olduğuna inandığım bir tesisin geniş bahçesine ilk bıraktığım kardeşlerinin yanına bıraktım. Şimdi yıl 2007, aralık ayındayız iki küçük kaplumbağa oldukça büyüdü ve şimdi yeniden kış uykusuna yattılar, diğer üç büyük kaplumbağa gibi... Onların yaşamlarından çok şey öğrendim. Pekçok şeyi bilerek dünyaya gelmeleri ne denli bilge olduklarını öğretti bana. Dostluğumuz giderek perçinlendi. Artık bahara kadar uykudalar güven içinde uyumalarını ve uyanmalarını diliyorum.

Şule TÜREL (Bu yazının bir bölümü  2001 yılı eylül ayında Hürriyet gazetesi pazar ekinde kaplumbağa fotoğraflarıyla birlikte tam sayfa yayımlanmıştır.)

Bu çevrede hala kaplumbağalar yaşıyor demek en kısa zamanda alacaatlı'ya doğru araştırmaya çıkacağız eşimle... Ben onları onlar da beni hissedebiliyoruz artık. Ağustos ayının 20 sinden itibaren yumurtadan çıkmaya başlıyorlar. Ve yumurtadan çıkar çıkkmaz başlarının çaresine bakmak durumundalar kaplumbağalarda anne yavru ilişikisi yok.
 
öykü
Kaplumbağa Gezegeni
 
Sabahın ilk ışıkları vurmuştu kırlara. Kuşlar çoktan uyanmıştı. Karıncalar, arılar çalışmaya koyulmuşlardı bile...
 
Başını kabuğundan çıkardı Dino. Usulca buğday başaklarını araladı. Coco’ya seslendi. Ne kuşların ne de böceklerin sesine benzeyen bir sesti bu. Yalnızca Coco’nun duyabileceği; daha doğrusu duyumsayabileceği bir ses...
 
“Cocooo!” ( yazıldığı gibi okunur)
 
Seslenişine yanıt alamadı. Biraz ilerledi. Böğürtlenlerin altında kahvaltı yapıyordu Coco... O sırada ayak sesleri duydu.
 
“Güm güm güm!!!”
 
Üç adam yüksek sesle konuşarak geldiler, yanı başında durdular. Dino’yu görmediler. Adamlardan birini tanıdı. Yıllar önce sırtına kocaman bir taş atarak onu yaralayan çocuktu bu. Büyümüştü. Dino ise taşın izlerini hala kabuğunda taşıyordu. Yaşlandıkça izler büyüyor hatta zaman zaman sızlıyordu. Bu yüzden hangi yaşta olurlarsa olsunlar insanlardan hep uzak durmaya çalışıyordu Dino.
 
Bir arkadaşı, bazı çocukların kaplumbağaları ters çevirip güneşe bıraktıklarını anlatmıştı. Bir başkası da bahçesine girdiği için çevresine beton dökerek kendisini tutsak eden adamı... Günlerce kuşların getirdiği otlarla beslenmiş. Sonunda başına gelen bazı kötü olayları kaplumbağaya yaptıklarına bağlayarak pişman olan  adam betonu kırarak onu özgür bırakmıştı. İnanılmaz ama gerçek bir öyküydü bu... Ayrıca “Ateş yakmaya çok meraklıdır insanlar” diye anlatmıştı yaşlı bir bilge kaplumbağa. “Her şeyden kurtulabilirsin ama yangından asla...” “Zaman zaman biçilmiş tarlaları çalılıkları yakarlar birçok canlıyı yok ettiklerini belki de farkında olmaksızın, bilinçsizce”, “Bu yüzden bu konuda hep dikkatli olmalısın.”
 
Üç adam buğday tarlalarını göstererek bir şeyler konuşup gittiler. Dino derin bir “oh!” çekti. Hızlı adımlarla Coco’nun yanına gitti. Coco bugün ne kadar da neşeliydi. Onun insanlarla ilgili kötü anıları yoktu. Hatta zaman zaman kendisini sevgiyle okşayan taze otlar yediren bir insan dostu bile vardı. Şu ilerideki büyük sarı evde oturuyordu. Belki de bu yüzden Coco sakınmadan salatalık, marul tarlalarına girip çıkıyor; kabakların, kavunların, domateslerin tadına bakıyordu. Dino her defasında uyarıyordu onu. “Herkes sarı evdeki dostuna benzemez” diye..
 
O gün kayda değer bir şey olmadı. Coco ve Dino kırlarda dolaştılar. Yoncaların, ayrık otlarının, kuzu kulaklarının, ebegümeçlerinin tadına doyamadılar. Bu arada geçen yıl yumurtadan çıkmış birkaç minik kaplumbağaya rastladılar. Onlara bataklıklarda, tatlı sularda ve denizlerde yaşayan akrabalarının yaşam öykülerini anlattılar. Tarla farelerinden, yılanlardan, yengeçlerden ve özellikle insanlardan uzak durmalarını; leyleklere ve baykuşlara görünmemelerini öğütlediler.
 
Sonunda günün ışıkları solmaya gölgeler uzamaya başladı. Dino ve Coco buğday başaklarının arasına gömülüp uykuya yattılar. Gece boyunca gökte yıldızlar, kırda ateş böcekleri yandı söndü. Cırcır böcekleri şarkı söyledi.
 
Horozlar ötüp, gün doğarken garip bir gürültüyle uyandı her ikisi de. İnanılmaz bir gürültüydü bu. Başlarını kabuklarından çıkardılar başakları araladılar. Kocaman bir canavar üstlerine doğru geliyordu. “Kaçın” diye bir çığlık attı tarla kuşu... “Canınızı kurtarın!” “Biçerdöğer geliyor!”
 
Coco ve Dino böğürtlenlerin dibine son anda sığınabildiler. Her taraf toz duman içinde kaldı. “Tarlalar tehlike dolu” dedi Dino. Artık bize göre değil. “Geceyi burada geçirelim minik kaplumbağaları da toplayıp daha tenha yerlere gidelim.” “Haklısın” diye onayladı Coco. “Eskiden böyle canavarlar yoktu.”
 
Gece iyi uyuyamadılar. Sabaha doğru tam dalmışlardı ki bu kez bir duman kokusuyla uyandılar. “Aman Allahım!” diye haykırdı Dino; “yangın!” Çalıların dibinde yaşayan tüm canlılar, kertenkeleler, yılanlar, böcekler, kirpiler, fareler hepsi çığlık çığlığa bağırıyor sağa sola koşuşuyordu. Yaşlı bilge kaplumbağanın anlattıklarını anımsadı ve “bu defa bittik” dedi Dino “buradan kurtulmamız olanaksız”.
 
İşte tam bu sırada bir ses duydular:
 
“Buradalar buradalar...”
 
Bir el önce Dino’yu kavradı. “Tıss” diye bir ses çıkarıp başını kabuğunun içine çekti Dino. Kendilerini önce bir kutunun içinde buldular. Daha sonra da bir bahçede ıslak çimenlerin üstünde. Duman kokusu uzaklarda kalmış ortalık aydınlanmıştı. Burası Coco’nun dostunun yaşadığı sarı evin bahçesiydi. Dino hanımelinin altına girip saklandı. Coco dışarı çıkmaya ikna edemedi onu. Günlerce çıkmadı oradan. Daha sonra önüne konan yeşilliklere, kabuğunu okşayan ele, kendisiyle konuşan dost sese daha fazla “hayır” diyemedi.... Başını çıkardı hatta boynunun okşanmasına izin verdi. Geniş bir bahçeydi burası. Otlar nefisti... Zaman zaman sebze ve meyvelerle zenginleşiyordu sofraları... Evin köpekleriyle kedileriyle bile dost oldular kısa zamanda.
 
Gidin bakın hala oradalar... Mutlu ve tehlikelerden uzak, sevginin ve dostluğun  sıcaklığında yaşıyorlar... Bu bahçede dünyaya gelen çocuklarıyla birlikte bir kaplumbağa gezegeni oluşturdular bile...

Şule TÜREL
sule.bergama@hotmail.com
Altan Günalp sitesi Çayyolu

Paylaş
  • Twitter
  • del.icio.us
  • Digg
  • Facebook
  • Technorati
  • Reddit
  • Yahoo Buzz
  • StumbleUpon

Hiç yorum yok...

Bilgi! Maalesef sadece kayıtlı ve giriş yapmış kullanıcılar yorum gönderebilir. Giriş yapın veya Kayıt olun.