Çayyolu Tiyatrosu’na adım
attığınızda işte Ankara’ya yaraşan
bir kültür merkezi diyorsunuz.
Çayyolu Tiyatrosu oyun seçimleri,
izleyici kitlesiyle de göz
dolduruyor doğrusu. Trajediden
komediye, danstan müziğe, anma
günlerine birçok sanatsal etkinliğin
sergilendiği bu çağdaş mekânın
hakkını Ankaralılar da veriyor
doğrusu. Bayramın birinci günü bile
salon dopdoluydu.
Yaklaşık yirmi yıl önce izlediğim bu
“müzikli güldürü” için her kuşağa
hitap ediyor diyebiliriz. Oyun,
Osmanlı dönemi İstanbul’unu, masum
küçük kızı intikam yemini etmiş
Kanlı Nigar’a dönüştüren çarkı
odağına alıyor, yoksulluğun renginin
her çağda aynı olduğunu sergiliyor.
Oyunun yazarı Sadık Şendil’i
daha yedi yaşındayken büyüleyen
geleneksel Kanlı Nigar, İsmail
Dümbüllü’nün deyişiyle; “Kanlı
Nigar bizim zamanımızda bir iki
taklit ve bir tekerlemeden ibaretti.
Siz bu oyunu hem dram, hem de komedi
haline sokmuşsunuz, aşk olsun.”
özetleniveriyor. Benim yaklaşık
yirmi yıl önce izlediğim oyun,
Kâzım Aksar’ın yönetiminde daha
da güncelleştirilmiş. “Bende
Parkinson var.” diyen her tarafı
titreyen anlatıcı, küresel
ısınmadan, morgıç yasasına hatta
yıkmak için uğraşılan tiyatro
sahnelerimize kadar gönderme yaparak
güncelleştirmede en önemli etken
oluyor. Anlatıcı (Ünsal Coşar),
salona belli bir izleyiciyi hedef
alarak soru yöneltiyor. Elindeki
sopayı sanal mikrofon olarak
kullanarak herkesi oyuna katmakla
yetinmiyor, hatta izleyicileri koronun
bir üyesi yapıveriyor. “Gidelim
Göksu’ya” diye bir ağızdan dökülen nağmeler
salonu ve izleyicileri
sarmalayıveriyor.
2003
Mayısında Kıbrıs Salamis Antik
Tiyatrosu’nda sahnelenen Getto,
tiyatroseverleri büyülemişti.
Neredeyse hepimiz Getto’dan biri
oluvermiştik. Bunda en büyük pay,
anlatıcı Ünsal Coşar’ındı.
Yıldızların altında bir kuyruklu
yıldızdı. Anlatıcının oyunun
omurgası olduğuna, enerjisini
izleyicilere geçirmenin ustası
olduğuna o zaman da tanık olmuştuk.
Kanlı Nigar’da, Acem, Laz ve Nigar
tiplemelerinin de belleklere
kazındığını söyleyebilirim. Çünkü
oyun bitiminde kimi çocuklar
replikleri öyle canlandırıyorlardı
ki, sanatın büyüsüne bir kez daha
dokundum diyebilirim. Tiyatronun
ortaklaşa kotarılan bir sanatı
gerektirdiğini Kanlı Nigar’ın kanlı
bitmediğini söylemeliyim.
Küreselleşen dünyada yalnızlaşan
insanlar, yalnızlığı kırmak için
haydi tiyatroya!
Dr. Tayyibe UÇ