Haberler


ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMSIZLIK SİMGESİ 19 MAYISLARA SALDIRI...
  • Yorumlar: 0
  • 19 May 2012 00:00
  • Haber kategori: Çayyolu
  • Ekleyen:
  • Ziyaretler: 1217
  • Son Güncelleme: -/-
  • (Güncel Beğeni 0.0/5 Yıldızlar) Toplam Oylar: 0

ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMSIZLIK SİMGESİ 19 MAYISLARA SALDIRI...

0 0

93 yıl önce Türk ulusunu iç ve dış sömürü güçlerinin ezici baskıları altında yok olmaktan, Mustafa Kemal'in deyimiyle "diri diri mezara gömülmekten" kurtaran  güç, doğru tanımı ve dürüst uygulamasıyla ulusal egemenlik, yani özgürlük    ilkesi olmuştur. Çünkü gerçek kurtuluş demek olan "Bir daha kurtulmak zorunda kalmamanın güvencesine kavuşmak",  ancak bir ulusun kendi yönetimini gerçek anlamıyla kendi eline alması, bu hak ve yetkisinin içerden ve dışardan hiçbir güç tarafından kısıtlanmasına izin vermemesi, yönetimini ancak ve yalnız kendi özgür oyuyla seçip denetlediği, istediğinde değiştirebildiği program, kişiye  ya da gruba bırakması demektir.

ABD ve AB’den  tüm insanlığa yönelmiş korkunç bir saldırı niteliğindeki Yeni-Dünya-Düzensizliği (kendileri buna  “Düzen” diyorlar!) ve onun Orta-Doğu’daki uygulaması olan Büyük Orta-Doğu Projesi, tam da Türk Devrimi’nin bu öz-değerine ve bu sayede gerçekleşen toplumsal-siyasal-ekonomik kurumlarına içerden ve dışardan yöneltilen saldırıların adıdır.

Oysa Mustafa Kemal önderliğindeki Türk devriminin, iç ve dış sömürgeci saldırıları    dize getirip ulusal bağımsızlığı  elde etmenin ve bir daha yitirilmemesini güvenceye almanın yolu olarak özgürlük     düzenini temel almış olması, ekonomik kalkınma,   çağdaşlaşma  ve     uluslararası barışın da ancak bu yolla gerçekleştirilebilieceğini görüp göstermesi,   insanlığa 21. yüzyılda da örneklik edecek değerde     görkemli bir katkıdır.

Bütünüyle Misak-ı Milli   ve Cumhuriyet Devrimleri böylesi bir UYGARLIK TASARIMIoluşturacak niteliktedir. Atatürk'ü öğrenen  yeryüzündeki  tüm namuslu aydınların O'na içten  gelen derin bir saygı ve sevgi duymakta olmalarının gerçek nedeni işte budur.

Profesör Villalta'nın vurguladığı gibi, "Atatürk, insanlık tarihinin kaydettiği zafer taklarının altından, asıl olarak bütün zamanların en büyük komu­tanlarından biri özelliği ile değil, yöneticilerini seçmekte, kendi dü­şüncelerini benimsemekte, vicdani inançlarında tam an­lamıyla özgür olan ve seçim hakkına sahip bulunan bir ulus yaratarak geçmiştir."

İşte bütün insanlığın başındaki en büyük baskıcılığı   temsil eden ve öteki baskıcılıkları da koruyup sürdüren  Batı sömürgeciliği,    Türk ulusunu da BOP yoluyla, içerden ve dışardan,   tam da böyle bir özgür ulus olmaktan alıkoymak istemektedir.   

MUSTAFA KEMAL, ÖZGÜRLÜK  YOLUNU TAM BİR BİLİNÇLE İZLEMİŞTİR!

1918'in karanlık günlerinde Minber gazetesine verdiği demeçte   "..aziz yurdumuzu  ve bahtsız ulusumuzu,    pek iyi tanıdığım ve yoksun bulunduğumuz ilerlemeye eriştire­bilmek için, huzur ve sükûn ile, ama her halde özgürlük ve bağımsızlığı kurarak, çok ve sürekli çalışmak gerektiğine inanmış bulunuyorum." diyordu.

Havza'da kurtuluşun ilk adımlarını atarken, "Bireyler düşünür olmalıdır. Bireyler düşünür olmadıkça, bir toplumu iyiye de kötüye de herkes yönlendirebilir. Onun için biz örgütümüzde işe köyden, mahalleden, yani bireyden başlıyoruz."demekteydi.

Ulusal   başkaldırımızın Amasya'dan  dünyaya duyurduğu ilk sesi: "Ulusun geleceğini yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır…Ulusun azim ve kararının ne olduğu da Sivas'ta toplanacak bir genel kongrede saptanacaktır." diyordu.

Kurtuluşun dönüm noktası olan Sakarya savaşını zaferle sonuçlandıran da yine "ulusal egemenlik bayrağı", yani    özgürlük ilkesi oldu: Türk halkının, 9 yıl kesintisiz savaştan sonra, üstelik bu kez topyekûn bir yeni savaşa   canı ve  tüm varlığıyla katılması yine bu ilke sayesinde      sağlanabildi:

"Savaş demek, iki ulusun bütün varlıklarıyla, bütün maddi ve manevi güçleriyle karşılaşıp birbiriyle vuruş­ması demektir. Bunun için bütün Türk ulusunu düşünce­siyle, duygusuyla ve eylemli bir biçimde cephedeki ordu kadar savaşla ilgilendirmeliydim. Yalnız düşman karşı­sında olanlar değil, köyünde, evinde, tarlasında bulunan herkes, silahla vuruşan savaşçı gibi kendini görevli bile­cek, bütün varlığını savaşa verecekti.  .. Bağımsızlık savaşlarının tek başarı koşulu, en çok bu noktada yatar."

Ve  Mustafa Kemal, 30 Ağustos  Zaferinin de Ulusal Egemenlik ilkesinin görkemli ürünü olduğunu    şu sözlerle açıklıyordu:  

"Ulusun geleceğini doğrudan doğruya üzerine alarak, umutsuzluk yerine umut, dağınıklık yerine düzen, du­raksama yerine kararlılık ve inanç koyan ve yokluktan koskoca bir varlık çıkaran Meclisimizin özverili ve kah­raman ordularının başında, bir asker bağlılığı ve uysallı­ğıyla buyruklarınızı yerine getirmiş olduğumdan dolayı, bir insan yüreğinin pek seyrek duyabileceği memnunluk içindeyim.  ..  Bu Anadolu zaferi, tarihte bir ulus tarafından tam olarak benimsenen bir düşüncenin ne denli büyük ve dinç bir güç olduğunun en güzel örneği olarak kalacaktır."

Savaştan sonra   kurulan çağdaş Türk toplumunun ve Türk Gençliğine emanet edilen Türkiye Cumhuriyeti devletinin temellerini, bu özgürlük, yani ulusal egemenlik  ilkesine dayalı demokratik yurt ve ulus anlayışı, laik devlet ve   hukuk ilkesi, uluslararası ilişkilerde tam bağımsızlık  ilkesi, demokratik eğitim kurumu, kadın haklarına dayalı aile düzeni, ekonomik kalkınmayı ekonomik demokrasiyle bütünleştiren demokratik devletçilik, ulusal dil  ve yazı, özgür bilim, sanat ve ahlak, özgür giyim ve kuşam ...  oluşturmaktadır.

Sömürgeci Batı, binlerce yıllık ata yurdumuz  olan Anadolu ve Trakya’yı    Türk’ün yurdu olmaktan çıkarmak, böylece    Haçlı saldırılarının yapamadığını  yapmak   amacı önündeki aşılmaz engelin, böyle bir çağdaş Türkiye  olduğunu biliyor.  

Bu nedenle,   çağdışı   ve Türklük düşmanı    Osmanlılığın içimizdeki     yandaşlarını kullanarak,   kitle iletişim araçlarının önemli bölümünü  satın alarak, örneğin halifelik-padişahlık baskıcılığını “başkanlık sistemi” diye, örneğin medrese benzeri baskı ve korkuya dayalı ortaçağcıl  okulları, tarikat örgütlenmelerini .. “din,   bilim, özgürlük” diye alalayarak ulusumuza yutturmak istiyorlar.

Bu ortamda 19 Mayıs Bağımsızlık, 23 Nisan Ulusal Egemenlik, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramlarını da     gerçek içeriğini boşaltarak     gericilik, baskıcılık simgeleriyle geçiştirmek istiyorlar.

Türk bağımsızlığına ve  Türk Cumhuriyeti’ne yöneltilen  bu saldırıya karşı,  başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere bütün demokratik kitle örgütlerinin, bütün bilim, sanat ve düşün insanlarının, el-ele, “TAM BAĞIMSIZLIK  VE ÖZGÜRLÜK” kavramını bayraklaştırarak, ulus  yaşamına yönelmiş bu zehirli saldırıyı halk kitlelerinin bilgi ve bilincine ulaştırarak   kutlamaları, bu dış ve iç sömürgeci saldırılarını yenilgiye uğratmanın tek yoludur.

İlkemiz olan “özgürlük ve bağımsızlık”, hem iç-hem de dış       sömürgeciliği yenilgiye uğratacağımızın  güvencesidir:

DÜŞÜNCELER TOPLA, TÜFEKLE,  BASKI VE EZİNÇLE ÖLDÜRÜLEMEZ! ULUSLARIN TUTSAKLIĞI ÜZERİNE KURULU DÜZENLER, HER YERDE YIKILMAYA YAZGILIDIRLAR!

Paylaş
  • Twitter
  • del.icio.us
  • Digg
  • Facebook
  • Technorati
  • Reddit
  • Yahoo Buzz
  • StumbleUpon

Hiç yorum yok...

Bilgi! Maalesef sadece kayıtlı ve giriş yapmış kullanıcılar yorum gönderebilir. Giriş yapın veya Kayıt olun.