|
|
|
Sağlık
Konusunda Yayınlanan Yazılar
|
|
|
AĞRI TEDAVİSİ |
Dr. Ayşegül DEMİRCİ ÇOBAN
A
Klinik Tıp Merkezi
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon
Uzmanı
236 01 02
|
|
Her
bireyin ağrıyla başetme becerisi ve
yöntemleri farklıdır!
İlk çağlardan bu yana insanlığın
uğraştığı konuların başında ağrı ve
bundan kurtulmanın yollarını aramak
gelmektedir. Tüm dünyada günlük yaşamı
olumsuz yönde etkileyen en önemli sağlık
sorunu, ağrıdır. Tüm ülkelerdeki iş gücü
kayıplarının nedenleri arasında ağrıyla
ilgili sorunlar en büyük yeri tutar.
Tanımı güç bir kavram olan ağrı, 1979
yılında Uluslararası Ağrı Araştırmaları
Teşkilâtı tarafından şu şekilde
tanımlanmıştır: “Ağrı, vücudun
herhangi bir yerinden kaynaklanan,
organik bir nedene bağlı olan veya
olmayan insanın geçmişteki tüm
deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan özel
bir duyudur”.
Bu tanım, ağrının bütün özelliklerini
kapsamaktadır. Birinci özellik, ağrının
vücudun belli bir bölgesinden
kaynaklanmış olmasıdır. Vücuttaki bir
tahribat, bir zarar bu ağrıyı
başlatmaktadır. Bu anlamda ağrı, bir
uyarı sistemi olarak görev yapmaktadır.
Yani hastanın hekime gitmesini sağlayan
en önemli uyarandır. Çoğu kez insanlar
tansiyonlarının, şeker düzeylerinin
yükseldiğini fark etmeyebilirler. Ama
ağrı, onları çok daha önce uyarır ve bir
bozukluğun ifadesidir. Ancak ağrının
somut nedeni bugün tıpta kullanılan tanı
yöntemleriyle her zaman
gösterilemeyebilir.
Her
Bireyin Ağrıyla Başetme Becerisi ve
Yöntemleri Farklıdır! Kişiye öznel
olan ağrının diğer bir özelliği,
geçmişte insanın yaşadıkları ile
doğrudan bağlantılı olmasıdır. İnsanoğlu
doğduğu andan itibaren birçok uyaranla
karşı karşıya gelir. Dini, dili,
cinsiyeti, kültürü onun emosyonel
yapısını oluşturur. Karşılaşılan
objektif uyaranların yanısıra insanın bu
subjektif özellikleri, onun ağrı eşiği
dediğimiz ağrıya yanıtında önemli rol
oynar. Her bireyin ağrıyla başetme
becerisi ve yöntemleri farklıdır.
Ağrı
Çeşitleri: Ağrı çeşitli
özelliklerine göre sınıflandırılabilir;
süresine, kaynaklandığı bölgeye ve
mekanizmalarına göre ağrı tipleri
mevcuttur. Süresine göre ağrı, akut ve
kronik olmak üzere ikiye ayrılır. Akut
ağrı ani olarak doku hasarı ile
başlayan, bu hasarın yeri, zamanı ve
şiddeti ile yakın ilişki gösteren ve
yara iyileşme sürecinde giderek azalan
ve kaybolan bir ağrı şeklidir. Bir
hastalık değil bir belirtidir. Her insan
hayatının bir döneminde akut ağrıyı
yaşar. Kronik ağrı ise bir hastalığın
olağan seyrinden veya bir yaralanmanın
iyileşme sürecinden çok daha uzun, aylar
hatta yıllar boyu devam eden, fiziksel
ve sosyal faktörlerin rol oynadığı bir
ağrıdır. Kendi başına bir hastalık
olarak kabul edilebilir. Yapılmış
çeşitli çalışmalar, erişkinlerin %
50’sinin bir veya daha çok kronik
ağrıdan yakındığını göstermiştir. Yine
benzeri çalışmalar ağrı şikayetini dile
getirenlerin, bu ağrıyı kronik ve
şiddetli olarak tanımlama oranının yaşla
birlikte arttığını saptamıştır.
Ağrı hastayı bir kısır döngüye sokar. Bu
kısır döngü içerisinde ağrının yanısıra
öfke, depresyon, sosyal ilişkilerde
azalma, iş kaybı, kronik yorgunluk vs.
ağrıyı daha da arttırır. Sürekli ağrıya
sebep olan hastalıklar arasında baş
ağrıları, bel ağrıları ve kanser
ağrıları en sık rastlanan üçlüyü
oluşturur. Sinirlerden köken alan
ağrılar ve yumuşak doku romatizmaları
ise 2. sırada gelir.
AĞRI TEDAVİSİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER
Ağrı başlıbaşına karmaşık bir olgu
olduğu gibi tedavisi de çok yönlü
olmalıdır. Çoğu kez tek bir tedavi aynı
hasta grubuna uygulanmaya çalışılmakta,
kiminde yararlı olmakta, kiminde ise
yararlı olmamaktadır. Ağrıyla baş etmek
için çeşitli yöntemlerin bir arada
kullanılması gerekebilir. Ağrı
tedavisinde, öncelikle ağrının nereden
kaynaklandığını mümkün olduğunca tayin
ettikten sonra, akut veya kronik
olduğunu belirlemek gerekir. Ağrı
tedavisinde kullanılan çeşitli ağrı
kesici ilaçlar ve ilaç dışı birtakım
yöntemler mevcuttur.
Kullanılan ağrı kesiciler (analjezikler)
genel olarak narkotik analjezikler ve
narkotik olmayan analjezikler olmak
üzere ikiye ayrılır. Narkotik
analjeziklerin en çok bilineni
morfindir. Morfin türevi ilaçlar
konusunda bilgisizlik ve yanlış
inanışlar gerek hastalar, gerekse
profesyoneller arasında çok yaygındır.
Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından
yapılan bir araştırmada 40.000 kronik
ağrılı hasta içerisinde bağımlılık
gelişen hasta sayısı yalnızca dörttür.
Bu da bağımlılık yapma potansiyelinin
sanıldığı kadar yüksek olmadığını ortaya
koymaktadır. Bulantı, kusma, halsizlik,
anlayış kabiliyetinde ve fiziksel
aktivitede azalmaya yol açabilirler.
Nonnarkotik analjeziklerin ise prototipi
aspirindir. Orta güçte ağrı kesiciler
olarak kabul edilirler. Ateş düşürücü ve
yangı giderici özellikleri de vardır.
Günlük yaşamda yaygın olarak ve
genellikle hekim kontrolünün dışında
kullanılmakta; bu yüzden de bir çok yan
etkiye yol açmaktadırlar. Sindirim
bozukluğu, yanma, bulantı ve kusmadan
ülsere kadar birçok mide yakınması
ortaya çıkartabilirler. Ayrıca bu iki
ana ilaç grubunun yanı sıra yardımcı
olarak kortizon türevleri ve
antidepresanlar kullanılabilir.
İlaç dışı yöntemler arasında ise fizik
tedavi ve rehabilitasyon yöntemleri,
akupunktur, psikyatrik tedavi yöntemleri
ve girişimsel yöntemler (enjeksiyon ve
cerrahi yöntemler) yer almaktadır.
Fizik tedavi ve rehabilitasyon
yöntemleri soğuk/sıcak uygulamaları,
masaj gibi çeşitli fiziksel uygulamalar
ve egzersizler ağrı tedavisinde rol
oynar. Belirli bölgelerdeki ağrılar
elektriksel uyarılarla azaltılabilir.
Bunun için cilt üzerinden uygulanarak
etkili olan stimülasyon aygıtları ve
doğrudan sinir sistemi üzerine uygulanan
bazı gelişmiş aygıtlar kullanılır.
Egzersizin de, özellikle günümüz günlük
yaşam koşullarında, organizma üzerine
pek çok olumlu etkileri mevcuttur;
bölgesel kan akımını arttırır, ağrıyı
azaltır, zayıf kasları güçlendirir,
omurgada mekanik yüklenmeyi azaltır, ani
ve ağır aktivitelere karşı direnci
arttırır, vücut duruşunu düzeltir,
omurganın hareketini ve esnekliğini
arttırır, kısalmış kasların boyunun
uzatılmasını sağlar.
Akupunktur da ağrı tedavisinde çeşitli
biçimlerde uygulanabilmektedir. Klasik
Çin akupunkturunda, belirli noktalara
çelik iğneler batırılmaktadır.
Akupunktur tıpta yer alması gereken bir
yöntem olmakla birlikte tıp yöntemleri
içerisinde belki de tartışmaya en açık
yöntem olma özelliğini de
sürdürmektedir.
GİRİŞİMSEL YÖNTEMLER
Perkütan diskektomi: İşlem ameliyathane
koşullarında lokal anestezi altında
yapılır. Görüntüleme yöntemleri
eşliğinde, basit bir enjeksiyona benzer
şekilde sadece ufak bir iğne deliğinden
ilerletilen aletle fıtıklaşan diske
ulaşılır ve sinirlere bası yapan disk
bölümü çıkarılır. İşlem süresi,
genellikle 30-45 dakika kadardır.
Radyofrekans termokoagülasyon (RF):
Radyofrekans enerjisi ile ısı
oluşturularak sinir iletiminin
kesilmesidir. Ameliyathane şartlarında,
lokal anestezi ile gerçekleştirilir.
İşlemde radyofrekans enerjisini ısıya
dönüştüren özel bir aygıt ve
iğne-elektrot setleri kullanılır.
Belirlenen sinire radyolojik görüntüleme
kılavuzluğunda ulaşıldıktan sonra
gereken dozda ve sürede enerji,
kontrollü olarak bölgeye uygulanır ve
birkaç milimetre çapında lezyon
oluşturulur. Ağrı tedavisinde bu yöntem
kullanılarak ağrı ileten sinir lifleri
devre dışı bırakılır. Etki süresi birkaç
aydan uzun yıllara kadar değişiklik
gösterir. Epidural steroid enjeksiyonu:
güçlü yangı giderici etkileri olan
kortizon türü ilaçların omurga kanalı
içine uygulanmasıdır. Omurga kaynaklı
çeşitli ağrıların tedavisinde
kullanılan, iyi sonuçlar alınmasının
yanı sıra yan etkileri minimal olan bir
işlemdir. Epidural lizis: Bel fıtığı
ameliyatları sonrası ağrısı geçmeyen
veya artan hastalarda omuriliğe özel bir
sonda yerleştirilerek 2-3 gün süreyle
özel ilaçların verilmesi yöntemidir.
Nörolitik bloklar: Kansere bağlı bel
ağrılarında ve nevraljilerde, sinirlerin
özel ilaçlarla duyarsızlaştırılması
yöntemidir. Sempatik bloklar: Damar
tıkanıklıklarına bağlı bel-bacak
ağrılarında, ayak terlemelerinde, şeker
hastalığına bağlı ayak ağrılarında
ağrıya yol açan sinirlerin özel
ilaçlarla uzun süre duyarsız hale
getirilmesidir. Morfin pompaları:
Kansere ve damar tıkanıklıklarına bağlı
bel ve bacak ağrılarında cilt altına
yerleştirilen özel bir pompaya bağlı
sonda aracılığıyla omuriliğe morfin
verilerek ağrı uzun süreli olarak
kesilir. Tetik nokta enjeksiyonu:
Kaslardaki tetik noktalardan kaynaklanan
bel – bacak ağrılarında uygulanır.
Botilismus toksini (Botox) uygulamaları:
Miyofasyal ağrı sendromu gibi kas
spazmına bağlı bir çok kronik ağrılı
durumlarda, özellikle tedaviye dirençli
ağrı mevcut ise Botox enjeksiyonuna
başvurulabilir.
Ülkemizde ağrı tedavisi algılanması ve
uygulamasında önemli engeller vardır.
Kültürel olarak ağrı çekilmesi normal
kabul edilmektedir. Halbuki vücutta bir
tehlike sinyali olarak ortaya çıkan ağrı
ciddiye alınmalıdır. Ani olarak ortaya
çıkan şiddetli ağrılarda, ve inatçı
ağrılarda (1 aydan uzun süren) doktora
başvurulmalıdır. Ağrılı hastalarda
yaygın olan bir davranış şekli de
tavsiye edilen tedavinin eksik olarak
uygulanmasıdır. Ağrı tedavisi
uygulamasında doktordan direktif
aldıktan sonra ilaçların düzenli
alınması gerektiğini hastaya anlatmak ve
bunu kontrol etmek gerekir. Hasta da
doktorunu gerektiğinde bilgilendirerek
tedavide gerekli değişiklerin
yapılmasını kolaylaştırmalıdır.
Hasta-doktor iletişiminin tam olması
tedavinin etkinliği açısından önemlidir.
Etkin tedavi edilmeyen akut ağrılar
kronik ağrıya dönüşebilir.
Akut Ağrı:
-
Genellikle 3 aydan kısa sürer,
-
Ağrı biyolojik bir semptomdur,
-
Kalp atım sayısı, kan basıncı,
solunum artabilir,
-
Kaçış davranışı görülür,
-
Ağrıya endişe eklenir,
-
Tanı kolaydır,
-
Tedavi mümkündür,
-
Tedavi edici hekimliğin ilgi alanına
girer.
Kronik Ağrı
-
Genellikle 3 aydan uzun sürer,
-
Ağrı bir hastalıktır,
-
Uyku bozukluğu, huzursuzluk,
iştahsızlık, kabızlık, sosyal uyum
bozukluğu görülür,
-
Ağrı davranışı gelişir,
-
Ağrıya depresyon eklenir,
-
Tanı karmaşıktır,
-
Çoğunlukla tedavisi zordur,
-
Rehabilitasyon hekimliği ve
algolojinin ilgi alanındadır.
|
|
|
|