Anasının
ak sütü gibi hak ediyor
Türkler
kitabıyla tüm Türkiye’de fırtına estiren
ünlü yazar Turgut Özakman,
Ankara’yı anlatırken, "Hiçbir
şehir bu kadar çabuk uyanıp, liderine
sahip çıkmadı. Ankara, Başkent olmayı
anasının ak sütü gibi hakediyor"
dedi. Özakman, Ankara’nın artık artık
insanlardan çok otomobiller için
düzenlendiğinden de yakındı.
ÜNLÜ yazar Turgut Özakman, hiçbir kentin
Ankara kadar çabuk uyanıp, liderine
sahip çıkmadığını belirterek, "Ankara,
Başkent olmayı anasının ak sütü gibi
hakediyor" dedi.
Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 89. yılı
dolayısıyla Abidinpaşa Köşkü’nde
Ankara Kulübü Derneği tarafından "Atatürk
ve Ankara" söyleşisi düzenlendi.
Söyleşide konuşan Özakman, yaptığı
konuşmaya "İçinizdeki en yaşlı
Ankaralı benim" sözleriyle
başladı.
1940’lı yılların Ankarası’nı anlatan
Özakman, "Ekmek karneyle
alınıyordu, gece sokaklar
karartılıyordu. Ama o dönem, küçük
bütçeyle dünyadan kredi almaksızın ve o
dar uzman kadroyla cumhuriyet kendi
yağıyla kavruluyordu. Şimdi, sanki biz
savaş görmemiş ülkeyiz gibi bir
tarafların, ’ekmeği karneyle aldık’ diye
zulüm devrinden geçilmiş gibi
göstermesine şaşırıyorum" dedi.
Caddede bit yapışırdı
Özakman, o dönemlerde "Aşık
Veysel’in kıyafeti iyi olmadığı için
Çankaya’ya gidip Atatürk’ü göremediği"
biçimindeki iddiaların doğru olmadığını
belirterek, şunları söyledi:
"O dönemde sahiden belli
caddelerden geçilemezdi. O zamanlar
şehre sadece trenle gelinebilirdi.
Gelenler Karacabey Hamamı’na sokulurdu.
Bazılarının üzerinden bir sürü bit
çıkardı. Temizlendikten sonra şehre
gönderilirdi. Sabiha Gökçen’in kocası
bitten öldü. Biz ne kadar temiz olsak da
okuldan döndüğümüzde mutlaka üzerimize
birkaç bit yapışmış olurdu. O
caddelerden doğrudan geçilememesinin
nedeni buydu. Yoksa köylülerle
şehirlilerin giydiği kıyafet çok da
farklı değildi. Bunun, ’tek partinin
köylüleri caddede dolaştırmadığı’ gibi
gösterilmesi çok üzücü."
Yoksullaşan kent
Kurtuluş Savaşı dönemindeki Ankara’yı da
anlatan Özakman, Atatürk’ün geldiği
dönemdeki Ankara’yı "üçte biri
yangın yeri, tiftik keçisinin
zenginliğini yitirmesi nedeniyle
yoksullaşmış bir kent" olarak
tanımladı.
"O dönem porselen tabak ve cam bardak
bile bulanamayan bir şehrin dünyada en
fazla ilgi çeken yer haline nasıl
geldiğini" soran Özakman, "O
dönemde dünyadaki en barbar
dayatmalardan Sevr Anlaşması’nın
imzalandığını, buna yalnızca Ankara’daki
150 kişinin ’hayır’ dediğini"
hatırlattı. Özakman, "Hiçbir şehir bu
kadar çabuk uyanıp, liderine sahip
çıkmadı. Ankara, Başkent olmayı anasının
ak sütü gibi hakediyor" dedi.
Ankaralılar’ın minnetle anılması
gerektiğini vurgulayan Özakman, "Sivas,
Samsun, Erzurum ve Kırşehir’e de
gittiler ama böyle bir katılımı hiçbir
yerde görmediler. Kuvayi Milliyeciler’in
Ankara’ya çok büyük minnet borcu vardır"
dedi.
Alt üst geçit yapmak marifet değil
CUMHURİYET dönemindeki Gençlik Parkı
gibi güzel alanların Ankaralılar’a çok
görüldüğünü belirten Özakman, kentin
artık insanlardan çok otomobiller için
düzenlendiğinden yakındı. Özakman, "Alt,
üst geçit yapmak marifet değil. İnsanlar
için mekanlar olmalı. Türkiye’de
insanlar için örgütlenen tek şehir
Eskişehir" diye konuştu.
Atatürk’ün "din düşmanı" gibi
gösterilmek istendiğini de belirten
Özakman, "Laiklik din karşıtlığı
olsaydı, camilerin kapatılıp ezanların
okutulmayacağını, Yunanlılar’ın yaktığı
20 bine yakın caminin cumhuriyet
döneminde yeniden kurulduğunu"
anlattı.
60 yılını yakın tarihi öğrenmeye
adadığını, Atatürk hakkında yazmadan
önce onu tanıyan herkesle görüştüğünü,
ancak ondan sonra onu yazmaya cesaret
edebildiğini ifade etti.
Hürriyet/Ankara